Bir kuş uçuyordu Sisam’la Kuşadası arasında
anlayamadım bir türlü Türk müydü Yunan mı,
bir başka yerden mi hangi milletten?
“Ey kuş dedim, kimlerden olursun, hangi ülkeden?”
“Ben bir martıyım, dedi, yaşım evrenin yaşında,
ülkemi sorarsan: yeryüzü, gökyüzü ve deniz,
sınırlarımı sorarsan: topraktır, su ve hava”
Özdemir İnce şiirinde ne güzel anlatmış değil mi?
Günümüzden tam yüz bir yıl önce yaklaşık iki milyon insan doğduğu, büyüdüğü, yaşadığı toprakları terk etmek zorunda kalarak, daha önceden hiç görmedikleri, tanımadıkları yerlerde yeni yeni hayatlar kurmak için yollara düştüler.
Bu kişilerden kimisi zorlu yol şartlarına dayanamayarak yaşayacakları yeni topraklara ulaşamadan hayatlarını kaybettiler. Kimisi de gelinen ya da gidilen yere uyum sağlamakta zorluk yaşadı. Geri dönmek istediler ama bu imkansızdı…
Çünkü bu göç zorunluydu…
İsteseler de istemeseler de değişime ayak uydurmak zorundaydılar…
Adına GÖÇ denilen yer değiştirme, “gönüllü” de olsa “zorunlu” da olsa, adı “mübadele” de olsa “serbest göç” de olsa hem bireyleri hem de toplumları pek çok alanda derinden etkileyen bir olgu elbette…
Ancak işin içine zorunluluk girince çok daha travmatik oluyor.
Mübadeleye tabi tutulan bireyler ister kadın ister erkek ister yetişkin ister çocuk ya da yaşlı olsunlar her biri bu durumdan farklı etkilenmişlerdir.
Son zamanlarda bu alandaki çalışmalar ve yayınlar çok artmasına rağmen spesifik olarak bakıldığında her birinin farklı etkilenmelerinden söz edebilmek mümkün…
30 Ocak 2024 mübadele sözleşmesinin imzalanmasının yüz birinci yıl dönümüydü…
Aradan geçen zaman yaşananları unutturmadığı gibi daha da çok hatırlanmaya başladı.
Çünkü ilk zamanlar bu konunun üzerinde durulmadı. Sanki unutmak istediler. Belki de unutturulmak istendi. Mübadeleyi birebir yaşayan dedelerimiz, ninelerimiz sanki böyle bir travma hiç yaşanmamış gibi konuşmadılar üzerinde. Onların çocukları da aileleri dillendirmediği için sormadılar. Belki de soramadılar büyüklerini üzmemek için…
Zira konu açıldığında hepsinin gözleri doluyor, boğazlarına bir şey tıkanıyor, konuşmakta zorluk çekiyorlardı.
Neredeyse 90’lı yıllara kadar ne üzerinde yazıldı ne konuşuldu ne de akademik yayın yapıldı. Okulların müfredat programlarına bile alınmadı. Okullarımızda yıllarca tarih dersi okuduğumuz halde içinde mübadeleye ilişkin bir tek cümleye rastlayamadık. (Hâlâ da öyle)
Türkiye’den Yunanistan’a göç eden mübadiller, kültür, sanat ve folklorik değerlerini korumak için çalışmalarını bizden çok daha önce başlatarak, dernekler, vakıflar kurmak yoluyla örgütlenip, kültür ve sanat merkezleri, araştırma enstitüleri, müzeler kurdular.
Yunanistan’dan Türkiye’ye göç edenler çok uzun yıllar örgütlenemediler. Oysa buraya gelen mübadiller de bilgi birikimlerini, kültür, sanat ve folklorik değerlerini yanlarında getirmişlerdi.
Ancak üçüncü kuşak mübadiller konuyu çok merak ettiler ve Türkiye’de de geç de olsa dernek ve vakıflar kurulmaya başlandı.
Ben de son yıllarda bu alanda çalışmalar yaptığım için; içinde mübadele geçen her cümleyi okurum. Geçen gün Büyük Mübadele Derneği Başkanı’nın mesajını okurken, yazıdaki bir cümleyi çok beğendim. Sizlerle paylaşmak isterim.
Unutmamak bazen mutluluktur, her başka bir umutla aydınlanır gökyüzü…
Günümüzde bu alanda yapılan çalışmaların ana amacı; yüzyılımızın en büyük göç hareketi olan mübadelenin insan hayatlarında yarattığı etkilerin gündeme getirilmesi yoluyla farkındalığın artırılmasıdır.
Dileğimiz, bir daha böyle bir insanlık travmasının tek bir kez daha bile yaşanmamasıdır…