KÜLTÜREL BELLEĞİN SESSİZ DİLİ

Giyim, toplumun ortak belleğini en sade bir biçimde ifade eden kültürel bir anlatımdır.  Kumaşlar, renkler, desenler, motifler ve bağlama şekilleri, geçmişten bugüne ulaşan yaşanmışlıkları, toplumsal hafızayı, güzellik ve estetik anlayışını sessizce dile getirir.

Anadolu’nun giyim-kuşam geleneği, kuşaklar boyunca sürdürülerek günümüze kadar ulaşmıştır. Kadının giyimi ve süslenme şekli, yaşını, medeni durumunu, toplum içindeki konumunu ve yaşadığı coğrafyayı söze gerek kalmadan anlatır. Her kumaş, her renk, her ilmek, her motif, yaşadığı hayatın izlerini taşıyan bir bütünün parçalarıdır.

Bunlar içinde en dikkat çekici öğelerinden biri ise baş bağlama geleneğidir. Anadolu kadını için bu; örtünmeden ziyade süslenmedir. Daha da ötesine gidecek olursak; kim olduğunun ve nereye ait olduğunun da bir sembolüdür. Kullanılan yazmalar, renk tercihleri, bağlanma şekilleri ve eklenen süsler, kadının yaşamına ait ipuçları verir. Nazardan korunma, bereket ve mutluluk dileklerini de unutmamak gerekir…

Ege Bölgesi’nin ılıman iklimi, verimli toprakları ve yüzlerce yıl boyunca farklı kültürlere ev sahipliği yapmış olması, bu geleneğin şekillenmesinde etken olmuştur. Başa dolanan envaiçeşit renk, oyalı yazmalar, altın paralar, gümüş takılar, boncuklar, pullar, karanfil dizili süsler ve rengârenk çiçeklerle zenginleştirilen başlıklar, Ege kadınının doğa ve yaşamla kurduğu güçlü bağın yansımasıdır.

Başın bağlanışı kadının yaşamındaki değişimlere paralel olarak çeşitlenir. Genç kızlarınki daha sadeyken, evli kadınlarınki daha gösterişlidir. Düğünlerde kullanılanlar ise zengin süslemeleriyle dikkat çeker.

Bergama’nın Kozak Yaylası’ndan başlayıp Manisa’nın Yunt Dağları’nı aşarak Milas’ın Çomakdağı’na doğru gidecek olursak; yol boyunca kadının baş bağlama geleneğine ait kültürel bir haritanın izini de sürmüş oluruz. Buralarda başa takılan her başlıkta, örtülen her yemenide yalnızca estetik değil, hafıza, kimlik ve bilgelik vardır. Bir düğümle anlatılan sevinç, bir motifin içine saklanan yas, saç örgüsünün her boğumunda bir hikâye, her renk tonunda umut…

Yemenilerdeki süslemeler, oyalar ve motifler rastgele değildir. Kozak Yaylası’nda doğayla uyumlu, daha sade desenler öne çıkarken, Yunt Dağları’nda renkler daha canlıdır. Çomakdağ’da ise başlıklara eklenen çiçeklerle başlar, adeta baharı sergiler, altınlarla, boncuklarla, alınlıklarla daha da zenginleşir. Kadının yaşı, evli mi bekar mı olduğu, hatta ailesinin toplumsal yeri başın bağlanış şekliyle sessizce anlatılır.

Günümüzde bu zenginlik, gündelik hayatın içinde giderek daha az görünür hâle geldi.  Hazır giyim, şehirleşme ve hızlanan yaşam ritmi, bu geleneği sandıklara kaldırmış durumda. Yine de Ege’nin bazı köylerinde, düğünlerde ve özel günlerde sandıklar açılıyor; yemeniler yeniden başlara bağlanıyor, altınlar ışıldıyor. Çünkü bu gelenek yalnızca bir süslenme biçimi değil, kadının bir nevi kendini ifade etme şekli. Geçmişle bugünü, kadınla toprağı, hafızayla geleceği birbirine bağlayan sessiz ama dirençli bir kültürel hat…

Kozak’tan Yunt’a, oradan da Çomakdağı’na uzanan bu hat bize şunu hatırlatıyor;

Kültür bazen de kitaplarda değil, bir yemeninin ucundaki iğne oyasındadır…

Bu kapsamda, İzmir Turizm Folklor Derneği olarak 25 Ocak – 7 Şubat tarihleri arasında “İzmir Kültür Sanat Fabrikasında” düzenlediğimiz, “Ege’de Baş Bağlama” sergimiz; baş bağlama geleneğini yalnızca bir giyim unsuru olarak değil, hafızayı canlandıran, duyguları yaşatan ve kimliği görünür hale getiren kültürel bir anlatı oldu…

Her baş bağlama şekli, geçmişten bugüne uzanan bir hikâyeyi sessizce anlatırken, Ege’nin zengin giyim-kuşam mirasının önemli bir parçası olduğunu da gözler önüne serdi.

Biz bu sergiyi hazırlarken şunu fark ettik;

Anadolu’da / Ege’de kadının başına bağladığı her örtü, bize anlatılmayı bekleyen bir hikâye taşıyor. Ege Bölgesi’nin sekiz ilinden seçtiğimiz baş bağlama şekilleri, yemeniler ve takılar, rasgele bir araya getirilmiş nesneler değil, yılların biriktirdiği hayat deneyimleri. Bu nedenle biz de hazırladığımız bu serginin hafızayı canlandırmasını hedefledik.

Gerek günlük hayatta kullanılan sade bağlama biçimleri, gerekse düğünlerde, kına gecelerinde ve bayramlarda kullanılan gösterişli başlıklar, kadınının yaşamla kurduğu ilişkinin farklı yüzlerini ortaya koyuyordu. Yemeninin ucundaki her bir oya, altın bir paranın başta durduğu yer ya da bir boncuğun rengi, hepsi bilinçli olarak seçilmiş, sessiz bir anlatının parçasıydı. Sergide bu çeşitliliği bir araya getirmeye çalışırken yaptığımız araştırmalar bizim için de çok öğretici bir yolculuk oldu.

Atölye çalışmalarını özellikle önemsedik. Çünkü geleneğin sadece anlatılarak değil, yaşatılarak aktarılabileceğine inanıyoruz. Yemeninin nasıl katlandığını, bağın nereden başlayıp nerede düğümlendiğini gösterirken, aslında bir bilgiyi değil, bir yaşam şeklini paylaştık. Didem Özdemir Mis ve Yağmur Öztürk’ün hazırladıkları atölyeleri katılımcıların ilgiyle izlemesi ve sordukları sorular, serginin en kıymetli anlarından biriydi…

Kına gecesi canlandırması ise serginin duygusal bölümü oldu. O an bir kez daha fark ettik ki geleceğe aktarmaya çalıştığımız bu gelenekler; ayrılığın, sevincin, umudun ve bazen de gözyaşının sembolleri. Yani kısaca yaşamın ta kendisi…

Bu sergiden geriye bizim için kalan şey şu oldu;

Baş bağlama geleneği, geçmişte kalmış bir folklor unsuru değil. Doğru anlatıldığında, sahiplenildiğinde ve paylaşıldığında hâlâ canlı, hâlâ anlamlı. Ege’nin sekiz ilinden süzülen bu kültürel mirası görünür kılmak, bizim için bir görevden çok, bir sorumluluktu…

Bu sergi, başta komite liderimiz Didem Özdemir Mis olmak üzere; Emine Yaşar, Mürüvvet Şeker, Sevgili Aran, Yağmur Öztürk ve benim (Semra Yeşil) çalışmalarımız ile şekillenerek hayat buldu. Ancak bu emeğin arkasında, isimlerini tek tek sayamasam da folklorumuzun bugünlere ulaşması için yıllardır emek veren İzmir Turizm Folklor Derneği’nin değerli üyelerinin birikimi ve özverisi vardı…

Ayrıca folklorumuzun çok değerli hocalarından Sayın Abdürrahim Karademir, Bergama’nın kültürel mirasına emek veren Sayın Hasan Türken ve Ege Üniversitesi Türk Müziği Konservatuvarının değerli hocalarıyla aynı zeminde buluşmak, bu serginin en kıymetli kazanımlarındandı…

Bunlar da hoşunuza gidebilir...