BİR ŞİFA ŞENLİĞİ

Manisa’nın yüzyıllar boyunca sürdürülen Mesir Macunu Şenlikleri Osmanlı Dönemi’nden günümüze kadar uzanan bir şifa etkinliği…
Rivayete göre, Yavuz Sultan Selim’in eşi, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Ayşe Hafsa Sultan ağır bir hastalığa yakalanır. Kendisi tarafından yaptırılan Sultan Camii ve Külliyesi’nde o dönem görevli olan ünlü hekim Merkez Efendi, (Musa bin Muslihiddin bin Kılıç) Sultan’ın hastalığının tedavisi için 41 çeşit baharat ve şifalı bitkiyi bir araya getirerek mucizevi bir macun hazırlar. Hafsa Sultan bu macunu yer ve iyileşir. Bunun üzerine Sultan, hasta olan herkese şifa olması için macunun halka da dağıtılmasını buyurur.
İşte, o günden sonra her yıl baharın müjdecisi 21 Mart Nevruz gününde, Manisa Hafsa Sultan Camii’nin kubbesinden halka mesir macunu saçılır.
Bu esnada macunu yakalayanların, yıl boyunca şanslı ve sağlıklı olacağına inanılır. Mesir macunu, sadece mucizevi bir şifa kaynağı olmasının ötesinde umut ve bereketin de sembolü olur.
Mesir macununun hazmı kolaylaştırıcı, kuvvet verici, cinsel uyarıcı, iştah açıcı, yorgunluk giderici, zehirli hayvanların zehirlerine karşı bağışıklık kazandırıcı özelliğinin yanı sıra pek çok derde şifa olduğuna inanılıyor. Ayrıca farklı faydalarından da söz ediliyor. Bunlara örnek;
Macundan yiyen kişiyi bir sene boyunca zehirli hayvanların ısırmayacağı, yiyen kızlar gelinlik çağında ise o sene evleneceği, çocuğu olmayanların da çocuk sahibi olacağı gibi…
Macunun içinde yer alan 41 çeşit baharat ise şöyle:
Tarçın, karabiber, yenibahar, karanfil, çörek otu, hardal tohumu, anason, kişniş, zencefil, hibiskus, zerdeçal, Hindistan cevizi, rezene, kebabiye, sinameki, sarıhalile, vanilya, darı fülfül, kakule, havlıcan, hıyarşembe, safran, kimyon, çam sakızı, mürsafi, meyan balı, zulumba, limon kabuğu, portakal kabuğu, deve dikeni tohumu, keten tohumu, keçiboynuzu, udi hindi, ısırgan tohumu, akbiber, üzüm çekirdeği, hayıt tohumu, biberiye, funda yaprağı, melisa otu, karahalile.
Gelelim yapılışına…
Macun, geçmiş zamanlarda Darüşşifa başhekiminin nezaretinde yapılırdı. Manisa’daki Sultaniye Külliyesi 21 Mart’tan önceki bir gün, macunun içeriğindeki 41 çeşit baharatı satın alır, darüşşifaya getirir, burada eczacılar tarafından uygun miktarlarda karıştırılır ve dibeklerde dövülürdü. Dövülen karışım, Sultaniye Külliyesi İmaretine yollanır, oradaki büyük kazanlarda kaynatıldıktan sonra macun haline gelen malzeme tekrar darüşşifaya getirilir ve bir odaya konurdu. Bundan sonra macunun dağıtımını yapabilecek şekle getirmek için gönüllüler çağırılır. Bu çalışmanın karşılığında arzu ettikleri kadar macun yemelerine izin verilirdi. Macun önceleri yalnızca hastalar için hazırlanmaktaydı. On yedinci yüzyılda ise ihtiyaç fazlası macun satıldı. Ancak sonraları satış işi birtakım şikâyetlere yol açtığı için kâğıtlara sarılarak cami ve imaret kubbelerinden halka dağıtıldı. Ayrıca macun, hokkalar içinde bütün vilayetlerin ileri gelenlerine yollanırdı. Mesir Macunu yapımı ve camiden halka dağıtımı günümüzde de Manisa’da devam etmektedir.
Günümüzde, Nevruz günü yani 21 Mart’ta dualar eşliğinde temsili olarak karma işlemine başlanıyor. Bu yıl Nisan ayının 22’si ile 27’si arasında “Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali” kapsamında 485. kez kutlandı.
Mesir Macunu, 2012 yılında “UNESCO’nun Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras” listesine girerken, 2018 yılında Türkiye’de coğrafi işaret alarak, 2024 yılında Avrupa Birliği tarafından da tescillendi.
Macunun ortaya çıkışı ile ilgili bir görüş daha var. Bu da şöyle:
Rivayete göre, Pontus Kralı Mithridates tarafından çeşitli zehirlenmelere karşı hazırlatılmış bir panzehir olduğudur. Mesir adının da Mithridates isminin zaman içinde değişime uğraması sonucu ortaya çıktığı söylenir.
Tıp ve eczacılık bilimlerinin ortaya çıkmasından çok önce insanlar, Tanrı’nın bir hastalığı yaratırken onun çaresini de yarattığına inanırlar, bu yüzden hastalıkları otlar, bileşikler ve karışımlarla tedavi etmeye çalışırlardı.
Bitkilerin, hayvanların ve cansız nesnelerin (taş, mineral, metal gibi) zararlı veya faydalı etkilerini gözlemleyerek veya bunları kendi üzerlerinde deneyerek hangi durumda hangi malzemeyi kullanacaklarına ilişkin bilgi ediniyorlardı. Hastalıkların tedavisinde kullanılan ana madde genellikle bitkilerdi.
Daha sonra, bunlara ve bunların karışımlarına ek olarak, değişik yöntemlerle üretilen macunlar, ilaçların hazırlanmasında kullanılmaya başlandı. Çünkü bu macunlar kolayca kullanılabiliyor ve muhafaza edilebiliyordu.
İlk olarak hastalıklara çare bulma amacıyla kullanılan bu bilgiler tarih boyunca iktidar sınıflarının güç kazanmak için verdiği kanlı savaşların da nedeni haline geldi.
Mithradates ve onun ünlü panzehiri mithridaticumun bu alanda çok önemli bir yeri vardır. Mithradates, tarihte ilk deneysel toksikolog olarak bilinir. Kral, hem zehirli hem de faydalı malzemeleri bir araya getirerek oluşturduğu ünlü panzehirini esirleri ve köleleri üzerinde test ediyordu.
Günümüzde mesir macunu ile ilgili her iki rivayet de anlatılıyor, ancak hangisinin gerçek ya da gerçeğe daha yakın olduğu kesin olarak bilinmiyor.
Mesir macununun fazla tüketilmesinin faydadan çok zararı da olduğu söyleyenler var. Örnekleyecek olursak;
Fazla mesir macunu tüketimi mide rahatsızlıklar ile diyabet ve şeker hastalığına neden olabildiği gibi hemoroid, idrar yolları ve karaciğer rahatsızlıklarına da yol açabilir.
Bu yıl 8 ton mesir macununun saçıldığı Mesir Şenlikleri ile ilgili benim de bir anım var. Bu vesileyle ben de onu sizlere aktarmak isterim.
1982 yılının Nisan ayında Üniversite Halk Oyunları ekibimizle Mesir Macunu Şenliklerinde gösteri yapmak üzere davet edilmiştik. Bizi Akhisar yakınlarında bir çiftlikte misafir ettiler. Çok keyifli bir yerdi. Tam da o günden bir gece evvel Britanya’nın Harrogate şehrinde 27. Eurovision Şarkı Yarışması vardı. Türkiye’yi ise Neco, Hani isimli şarkısı ile temsil ediyordu. O gece geç vakitlere kadar yarışmayı izlemiştik. Ancak 18 ülke içinde 15. olmamız bizi çok üzmüştü.
Ertesi gün kahvaltımızı ettikten sonra gösteri için kıyafetlerimizi giyerek korteje katılmak üzere Hafsa Sultan Camii’nin olduğu meydana gittik. Kortej sonrası meydanda gösteri için sıramız geldiğinde oynamak üzere ortaya çıktık. Birinci oyunu bitirip, ikinci oyuna başlayacaktık ki aniden camiden mesir macunları saçılmaya başlandı. Büyük bir izdiham yaşanıyordu ve biz, 12 kız oyuncu izdihamın ortasında kalakalmıştık. Kenarda bekleyen erkek arkadaşlarımız gelip bizi teker teker sakin yere götürmeseler büyük ihtimal bir kaçımız yaralanabilirdi.
Bugün haberlerde mesir macunu ile ilgili haberi görünce aklıma geliveren bu anımı hatırladığımda yüzümde oluşan tebessüm belki de o günlere olan özlemin eseriydi. Aslında o gün biz çok büyük tehlike atlatmıştık ama tarihsel önemi olan ve ileride kültürel miras olacak geleneksel bir etkinliği ilk defa görüyor olmanın da coşkusunu yaşamıştık.
Aradan kırk üç yıl geçmiş. Hâlâ aynı canlılığı ile gözümün önünde…
Bu yıl geçti ama önümüzdeki yıl bir kez daha gitmeye niyet ettim. Ancak kenardan izlemek kaydıyla…

Kaynaklar:
https://www.bilimtarihi.org/mesirbayrami.htm
http://proje.akdeniz.edu.tr/mcri/mjh/2-2/MJH-19-Fatma_Simsek-Mithridaticum_and_Mesir_The_Story_of_an_Antidote_from_Antiquity_into_Ottoman_Times.pdf

Bunlar da hoşunuza gidebilir...