Amane Kahvehaneleri

Mübadele öncesi Osmanlı topraklarında amane , şarkı, halk türküleri ile zeybek, karşılama gibi yerel danslar üzerine bestelenmiş müziğin icra edildiği mekânlara Amane Kahvehânesi denilirmiş. Ancak bu tanımlama zaman içinde bazı kahvehânelerin fazla müşteri çekebilmek için dönemin popüler müziği olan kantolara, müzikli tiyatrolara, alafranga orkestralara yer vermesiyle bir miktar değişikliğe uğramış. O yüzden Amane Kahvehâneleri’nden söz …

Taş deyip geçebilir miyiz?

“Fiziksel veya kimyasal durumu değişiklikler gösteren, rengini içindeki maden, tuz ve oksitlerden alan sert ve katı madde” olarak tanımlanan taşa, “taş deyip geçmemek” gerektiğini yazıyı okuduğunuzda sizler de fark edeceksiniz. Zira ben de bunu yazarken idrak ettim. Yazıyı hazırlamadan önce okuduklarım hayatın ve tarihin bütün hikâyesinin taşların içine gizlendiğini söylüyordu… Kayra Han’dan Türk ve Altay …

Mübadelenin Yüzbirinci Yılı

Bir kuş uçuyordu Sisam’la Kuşadası arasında anlayamadım bir türlü Türk müydü Yunan mı, bir başka yerden mi hangi milletten? “Ey kuş dedim, kimlerden olursun, hangi ülkeden?” “Ben bir martıyım, dedi, yaşım evrenin yaşında, ülkemi sorarsan: yeryüzü, gökyüzü ve deniz, sınırlarımı sorarsan: topraktır, su ve hava” Özdemir İnce şiirinde ne güzel anlatmış değil mi? Günümüzden tam …

O Küçücük Odada Kocaman Bir Dünya Saklıydı

Sözünü ettiğim oda babaannemlerin Basmane’deki evlerinin bir odasıydı… Aslında sadece o odada değil, o evde çok büyük bir dünya ve anlatmakla bitmeyecek kadar çok hikâye vardı. Zaman zaman aklıma geldiklerinde, “Aaa bak bir ara bunu da yazayım” diye not aldığım onca olay, dinlediğim onca yaşanmışlık… Şimdilerde o kocaman dünyaya açılan demir kapısı başka dünyalara açılsa …

Leylekler mi gelmiş?

Leylekler Selçuk’la o kadar bütünleşmişlerdi ki onların olmadığı bir yaz düşünmek imkânsızdı. Sanki insanlar gibi konuşuyor gibiydiler… Şöyle anlatıyorlardı hikâyelerini; Yüzyılın başından beri bu topraklara geliriz. Büyüklerimizin anlattıklarını da dinleyerek büyüdüğümüz için sanki daha önceki dönemleri de gibiyiz. Biz baharın ve yazın gelişini müjdelemek için geldiğimizde Selçuk halkı da bizi coşkuyla karşılar. Selçuk’ta çiftleşiriz, bebeklerimiz …

Mart

Dünyanın pek çok yerinde özellikle kıştan bahara, sonbahardan kışa törenler ile geçilir. Kökeni çok eskilere dayanan ve günümüzde de hem ülkemizde hem de dünyada kutlanan bu törenlerden biri de “Mart Bozma”, “Mart Kırma”,gibi adlarla anılan yeni yıl törenidir. Halkın söylemiyle, “Eski Hesap”, “Ana Baba Hesabı” ya da “Çoban Hesabı”’na göre 1 Mart’ta yeni yıl kutlanır. …

Bir Kültür Mirası – Karambol Oyunu

Karambole gelmek, karambole düşmek, karambole getirmek, karambolde kalmak, karambole gitmek… Karambol kelimesi Türkçede daha çok karışıklık veya karmaşa anlamları ile biliniyor. Tabii çarpışma ya da birbirine çarpma gibi anlamlara sahip olduğunu da söylemek mümkün. Araştırırken sözlükte “Karışıklıktan yararlanarak birini aldatmak” gibi bir tanımlama ile de karşılaştım. Evet kelimenin dilimizde kullanılan anlamları bu şekilde. Kökeni ise …

Hoşgeldin Sonbahar

Bu başlık pek çok kişinin hoşuna gitmeyebilir. Zira genele bakacak olursak ilkbahar ve yaz daha çok sevilir. İlkbahar bir uyanış, bir yeniden doğuştur, yazın da habercisidir. Ama sonbahar yeniden uykuya dalışı haber verir sanki. Bu nedenle sonbaharın gelişine ilkbahar kadar sevinilmez… Eski insanlar sonbahara “hazan” derler. Hatta “güz” veya “bağbozumu” dur. Bu kadar adı olan …

Müştiyan’dan Şirince’ye bir mübadele hikayesi

Kavala’nın Müştiyan Köyü’nden anne babası, beş kardeşi, büyükanne ve dedeleri ile ayrılmak zorunda kaldıklarında Elif henüz 10 yaşındaymış. Civar köylerin halkları ile bir sandık eşya ile arabadan indikleri yerden limana doğru yürürlerken, ayağı kaldırıma takılıp, düşünce, oyuncaklarını ancak sığdırabildiği için iple bağladığı küçücük bavulunun ipi kopuvermiş. Oyuncakları yere dağılınca, Elif ağlamaya başlamış. Gemiye bir an …

Keçi Kalesi’nden Belevi’ye Hikâyeler

Rivayete göre çok yüksek bir dağın zirvesinde bir kale varmış. Kale konumu itibariyle bir türlü fethedilemezmiş. Kaleyi ele geçirmeyi düşünen bir komutan yüzlerce keçiyi toplatarak, boynuzlarına fenerler bağlatmış ve hava kararınca askerleriyle birlikte kalenin bulunduğu tepeye tırmanmaya başlamış. Nöbetçiler büyük bir ordunun kendilerine doğru geldiğini düşünerek, kaleyi terk etmişler. Böylece kale hiç kan dökülmeden ele …

Tüm Zamanların En Ünlüsü

Onu her düşündüğümde, adını her duyduğumda, içimde bir sıcaklık hissettiğim, onlarca kez gitmiş olsam da her defasında ilk kez gidiyormuşum gibi heyecanlandığım, her gidişimde yeni bir özelliğini keşfettiğim EFES… Bugüne kadar hakkında pek çok şey yazmış olsam da son gidişimde “Ne olur bir şeyler daha yaz” diye kulağıma fısıldadı sanki… Elbette onu kıramazdım… Hatta Efes …

O bütün ağaçların ilki değil mi?

“Olea prima omnium arborum est” Adı “ölmez ağacı”dır… Zira ölümsüzlüğün simgesidir… Yaşamın, umudun adıdır. Öleceğini zannettiğimiz anda bir filiz verir, işte o filiz yaşama direnir ve ayakta kalır. Mitolojide zeytin ağacı ile ilgili birbirinden değişik efsaneler söylenir; Antik Yunan’da baş tanrı Zeus insanlığa en değerli armağanı veren tanrı ya da tanrıçaya yeni kurulan şehrin hükümdarlığını …

Hayatımızdan bir “Hayat” geçti

Çocukluğum “ev gezmeleri”nin hayatlarımızın önemli eğlencelerinden biri olduğu dönemde geçti. Benim kuşağım ne demek istediğimi çok iyi anlamış olmalı… Annemle babam akşam yemek yerken aniden karar verip, hiç üşenmeden üç çocuğu giydirerek, bazı semtlere tek, bazılarına çift otobüsle, hatta indikten sonra bulundukları konuma göre uzunca bir mesafe yürüyerek ulaşılan eş, dost ve akrabalarımızın evlerine oturmaya …

İpekçi Hafız’ın Ardından

Beni tanıyanlar bilir, yaptığım yolculuklarda insan hikâyeleri dinlemeyi çok severim. Zira bana göre hayatta herkesin anlatılacak, hatta yazılabilecek bir hikâyesi vardır. Bu anlamda yolculuklarımın olmazsa olmazıdır bu hikâyeleri dinlemek. Her yolculuğumdan hikâye torbam dolu dönerim evime. Bunların bazılarını hemen yazarım. Bazıları ise zamanı geldiğinde yazılmak üzere, bazen kısa bazen de uzun bir süre sıralarının gelmesini …

Bir masal ev: LİMANevİ

Geçenlerde “İzmir’in cennetisin sen Urla” yazımı yazalı tam on yıl olduğunu fark ettim. Yazımı okuyan Urlalı bir yakınım, “Urla’yı bu kadar da güzel yazma, özenip gelmesinler, çok kalabalıklaşmasın” demişti. Onun söylediklerinden mi etkilenmiştim bilmiyorum ama o gün bu gündür Urla’da büyük değişimler yaşanmasına rağmen o yazının üstüne bir cümle bile eklememiştim. Dediğim gibi, yıllar geçtikçe …